16 Mayıs 2012 Çarşamba

Guy De Maupassant - Gündüz ve Gece Hikayeleri


     Yıllar önce yaz tatillerinde sık sık okuduğum bir yazardı Maupassant. Kalabalık kütüphanemde sıkıldığım gecelerden birinde öylesine elimi uzattığım bir kitapta yeniden karşılaştık. Her okuduğum kitaba tarih atma alışkanlığım olduğundan kitabın ilk sayfasını çevirdiğimde, yazardan önce 2005 Nisan tarihini karalamış olan yedi sene önceki kendimi buldum. O zaman değerli görüp altını çizdiğim satırların peşinden giderek eski 'ben'i tanıma fırsatı da bulma şansıyla karşı karşıyaydım; ama bu benim bir çok kitapta yapma fırsatı bulduğum bir deneyim olup kendimden yeterince sıkıldığımdan artık yalnızca yazarın ve öykülerin peşinden giden bir okurdum.Tekrar düşününce yedi sene bir kitabı tam anlamıyla unutup yeniden okumak için yeterli bir zaman.Aslında zamanın bir önemi yoktur iyi bir eser karşısında her okuma, farklı şeyler bulacağınız yeni bir okumadır.

           Gece ve Gündüz hikayelerini okumaya başladığımda sade bir dil kullanımıyla yazılmış kısa öykülerden oluştuğunu gördüm. Kitapta günümüz edebiyatında sıkça karşılaştığımız 'uzun öykü' ya da  'novelist' olarak ifade edilen  20 sayfayı aşan öyküler yok; ama  zaten Maupassant 5-10 sayfada yaptığı nokta atışlarıyla günümüz öykücülerinin kalabalık sayfalarında pek anlatılamayan şeyleri anlatmayı başarıyor. Duru bir dille az sayfada, bir çok olay anlatıp okuyucuyu yakalamak büyük bir  yazarın ustalığı.Edebiyat tarihinde böyle yazarlara da malasef az rastlanıyor.Bazı öykülerinin sonunda bir kaç cümleyle anlatılmış karakterlerle baya samimi olmuş bir halde: 'biraz daha sürseydi bitmeseydi' diye mırıldanıyorsunuz.

 Gece Ve Gündüz hikayeleri bugün türk edebiyatında yeni çıkan, ilk 20 sayfasından sonra kitabı okumanın çileye dönüştüğü  öykü kitaplarına hiç benzemiyor.Kısa öyküye ön yargılı yaklaşan insanların fikrini değiştirmesini sağlayabilecek dingin bir kitap.


Küçük adlı öyküde hayat diye bir başkasının düşünü yaşayan Lemonier'in farkettiğinde, gerçek sahibine intiharıyla arkasında bırakılmış tek bir cümleyle iade edişindeki trajediyi, Baba öyküsünde François'in hayatındaki en güzel yarım saatinin yıllar sonra ona ne ifade edeceği, günün birinde kendi hayatımızda rastlayabileceğimiz şeyler. Üzerine çok şey söylenip tartışılacak şeylerle dolu öyküler. Çok konuşarak kitabın okumayanların okuma rotasını kirletmek istemiyorum. Söylediklerimle de kendinizi mükemelliğe şartlamayın edebiyat biraz zevk meselesi belki de bazılarımız 19.yy Fransız edebiyatından hiç hoşlanmaz...


     Gençken okuduğumuz kıymetini bilmediğimiz yazarların hakkını vermek için onlara geri dönmek, bence iyi bir okurun  zamanı geldiğinde, iyi yazarlara ödemesi gereken bir gönül borcudur. Özellikle de o yazar, Guy De Maupassant ise biraz cömert olmanın sakıncası yok.Olur da hiç okumadığınız bir yazarsa Guy De Maupassant 
şimdiden okumaya başlayıp yıllar sonra yeniden geri dönmek için borçlanabilirsiniz.


Kitabın benim okuduğum çevirisi:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder