31 Mayıs 2012 Perşembe

Mütevazi Bir Başkaldırı

Grafik Tasarım Sektöründe Yolsuzluklara Karşı 'Mütevazi Bir Başkaldırı'


      Freelancer bir çizer olmamdan ötürü içinde bulunduğum sektörün farklı alanlarında (grafik,web,illustrasyon,) çeşitli kazıklar yeme ayrıcalığını sonuna kadar kullanmış biriyim.Bu sektörde kimi zaman ajanslara ya da firmalara çalıştığınızda, işi yaptığınız süreden daha fazla zamanı paranızı almak için harcıyorsunuz.Her şey bununla da sınırlı değil, bazen ortaya çıkan çalışma koşulları çirkinliğinin de eşi benzeri yok...

Bu sektörde hepimizin başına gelmiş olanların en keyifsizi de paranızı alamama durumudur. Sessiz kalan çok insan olmuştur. Eğer dışarıdan iş yapan kuruma bağlı olmayan  biriyseniz  (yani freelance çalışan) çok fazla yasal dayanağınızın olmadığı bir mücadele sürecinde buluyorsunuz kendinizi; ama bu alanda hakkınızı almak içinde farklı mücadele yolları var.  Yaptığınız işte olduğu  gibi bu mücadele sürecinde yaratıcılığınızı kullanmanız zorunlu. 

Geçtiğimiz günlerde tam da bu türden bir yolsuzluğa karşı mütevazi bir başkaldırıya tanık oldum. Bu hikayenin Kahramanı Web Tasarımcı Ziya.Kendisini tanımam etmem; ama öğrendiğim kadarıyla kağıtsan'nın web tasarımını yaparken bahsettiğim parasını alamama durumuyla karşılaşıyor.İtinayla çalışmış etmiş. Siteyi yaptıktan sonra para ödeme faslına geçildiğinde birden sessizlik hüküm sürmeye başlamış.

Kahraman Ziya, bakmış çare yok bunlar telefonunu açmayacak. Yayında olan yaptığı  siteye ufak bir tasarımsal değişiklik yapmak zorunda kalmış, buyrun şekilde görüldüğü gibi aahahah



Hehe... Böyle olunca mecburi olarak arıyorlar sizi. Bir de mutlu sonumuz var tabi sitenin şimdiki haline girip bakın...






25 Mayıs 2012 Cuma

Mutluluk Arayışı:Gitmek...



'Hiçbir zaman telafi edemeyeceğimiz bir şey vardır.On beşimizdeyken evden kaçmamış olmak.Sonradan anlarız: Sokakta geçirilen kırk sekiz saat, tıpkı alkalik çözeltide olduğu gibi mutluluğun kristalini yaratır'


20 Mayıs 2012 Pazar

Hakikat Kırıntıları-1

'Gerçek, eylemde ve gerçeğin inşasında kendini gösterir.' Martin Heidegger


17 Mayıs 2012 Perşembe

1 Mayıs-1 May


İtirazın İki Şartı

çok olmadığımız kesin 

çok olan tarafta değiliz 

çok olan tarafta olmayacağız 

türkiye'de kürt olacağız 

kürtlerde ermeni 

ermenilerde süryani 

gidip almanya'da türk olacağız 

hollanda'da surinamlı 

fransa'da cezayirli 

iran'da azeri 

amerika'da zifiri zenci olacağız 

çoğalan zencide mutlaka kızılderili 

israil'de filistinli 

köpeğin karşısında kedi 

kedinin karşısında kuş olacağız 

kuşun karşısında börtü böcek 

hakemler hep karşı takımı tutacak 

ve biz hep yedi kişiyle tamamlayacağız maçı 

çiçeklerden kamelya olacağız 

az kolumuzun tarafında 

solda olacağız 

bu itirazın ilk şartı 

solda da az olacağız 

devrimi çoğaltırken çünkü 

bir başka devrime hızla azalacağız 

bu da itirazın ikinci şartı.


Nevzat Çelik


16 Mayıs 2012 Çarşamba

Guy De Maupassant - Gündüz ve Gece Hikayeleri


     Yıllar önce yaz tatillerinde sık sık okuduğum bir yazardı Maupassant. Kalabalık kütüphanemde sıkıldığım gecelerden birinde öylesine elimi uzattığım bir kitapta yeniden karşılaştık. Her okuduğum kitaba tarih atma alışkanlığım olduğundan kitabın ilk sayfasını çevirdiğimde, yazardan önce 2005 Nisan tarihini karalamış olan yedi sene önceki kendimi buldum. O zaman değerli görüp altını çizdiğim satırların peşinden giderek eski 'ben'i tanıma fırsatı da bulma şansıyla karşı karşıyaydım; ama bu benim bir çok kitapta yapma fırsatı bulduğum bir deneyim olup kendimden yeterince sıkıldığımdan artık yalnızca yazarın ve öykülerin peşinden giden bir okurdum.Tekrar düşününce yedi sene bir kitabı tam anlamıyla unutup yeniden okumak için yeterli bir zaman.Aslında zamanın bir önemi yoktur iyi bir eser karşısında her okuma, farklı şeyler bulacağınız yeni bir okumadır.

           Gece ve Gündüz hikayelerini okumaya başladığımda sade bir dil kullanımıyla yazılmış kısa öykülerden oluştuğunu gördüm. Kitapta günümüz edebiyatında sıkça karşılaştığımız 'uzun öykü' ya da  'novelist' olarak ifade edilen  20 sayfayı aşan öyküler yok; ama  zaten Maupassant 5-10 sayfada yaptığı nokta atışlarıyla günümüz öykücülerinin kalabalık sayfalarında pek anlatılamayan şeyleri anlatmayı başarıyor. Duru bir dille az sayfada, bir çok olay anlatıp okuyucuyu yakalamak büyük bir  yazarın ustalığı.Edebiyat tarihinde böyle yazarlara da malasef az rastlanıyor.Bazı öykülerinin sonunda bir kaç cümleyle anlatılmış karakterlerle baya samimi olmuş bir halde: 'biraz daha sürseydi bitmeseydi' diye mırıldanıyorsunuz.

 Gece Ve Gündüz hikayeleri bugün türk edebiyatında yeni çıkan, ilk 20 sayfasından sonra kitabı okumanın çileye dönüştüğü  öykü kitaplarına hiç benzemiyor.Kısa öyküye ön yargılı yaklaşan insanların fikrini değiştirmesini sağlayabilecek dingin bir kitap.


Küçük adlı öyküde hayat diye bir başkasının düşünü yaşayan Lemonier'in farkettiğinde, gerçek sahibine intiharıyla arkasında bırakılmış tek bir cümleyle iade edişindeki trajediyi, Baba öyküsünde François'in hayatındaki en güzel yarım saatinin yıllar sonra ona ne ifade edeceği, günün birinde kendi hayatımızda rastlayabileceğimiz şeyler. Üzerine çok şey söylenip tartışılacak şeylerle dolu öyküler. Çok konuşarak kitabın okumayanların okuma rotasını kirletmek istemiyorum. Söylediklerimle de kendinizi mükemelliğe şartlamayın edebiyat biraz zevk meselesi belki de bazılarımız 19.yy Fransız edebiyatından hiç hoşlanmaz...


     Gençken okuduğumuz kıymetini bilmediğimiz yazarların hakkını vermek için onlara geri dönmek, bence iyi bir okurun  zamanı geldiğinde, iyi yazarlara ödemesi gereken bir gönül borcudur. Özellikle de o yazar, Guy De Maupassant ise biraz cömert olmanın sakıncası yok.Olur da hiç okumadığınız bir yazarsa Guy De Maupassant 
şimdiden okumaya başlayıp yıllar sonra yeniden geri dönmek için borçlanabilirsiniz.


Kitabın benim okuduğum çevirisi:

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Ressamın Suretlerinden: 'Zaira'




Onun yolcuklarında tanıdığı kadınları unutmamak adına çizerken her şeyi olduğu gibi resmettiği söylenemez,  ama kesin bir şey var o da onların gerçek hallerini zaten hiç bir zaman unutamadığıdır.

'Sözleşmenin birinci şartı yalan söylemektir' diye fısıldamıştı ölüm, kendi kararlılığından, kendi cevap kabul etmezliğinden memnun bir halde. Bu yüzden ressam tualinde, defterinde, kaleminin ve fırçasının değdiği her kağıt parçasında gözünün gördüğünü değil, kalbinin okuduğu hikayeleri çizdi. İnsana harikalar diyarı gibi gözüken bu hayattan yakında vazgeçeceğini bilmenin hüznüyle her arzunun yaşanması, her hikayenin mutlaka bitmesi gerektiğine inandığı halde yaşadığı ve anlattığı tüm hayatları yarım kaldı.

Fakat bir gün yabancınn biri gelip onun defterini karıştırdığı vakit, silinmeye başlayan mürekkepli sayfalarda kentlerin ve kadınların içinden, ölümün bile insanın elinden alamayacağı hikayeler olduğu görülecekti.