26 Mart 2012 Pazartesi

YÜKSEK PENCERELER

YÜKSEK PENCERELER
sokakta genç bir çift gördüm mü,
tahmin edip oğlanın kızı siktiğini
ve hap, diyafram bir şey kullandığını kızın da,
biliyorum bunun o cennet olduğunu
yaşlı olan herkesin yaşam boyu düşünü kurduğu:
tüm bağ ve töreler itilmiş bir yana
modası geçmiş bir biçerdöver gibi
ve herkes oturmuş o uzun kaydırağa,
kayıyor mutluluğa doğru. acaba görenler beni de
demişler midir kırk yıl önce bundan:
"hayat diye buna denir işte!
ne tanrı var artık, ne terlemek korkudan
cehennemi filan düşünüp, ne gerek saklamaya
kendisinin nasıl göründüğünü rahipten:
bunun kuşağı oturup o uzun kaydırağa
kayıp gidecekler kuşlar gibi?" ve geliyor hemen
sözcükler yerine görüntüsü yüksek pencerelerin:
camlar güneşi kavrayan
ve onların ardındaki hava, mavi, derin
hiçbir şey barındırmayan, hiçbir yerde olmayan ve sonu
bulunmayan.

Philip Larkin

                                                                      
 Acaba, biraz terapi biraz ilaç tedavisi (prozac,xanax,valium) belki elektro-şok yöntemi uygulansaydı, kendi sözleriyle ‘’doğuştan hayatı kaymış’’ olan şair Philip Larkin’e ; yine de bu şiirleri yazabilir miydi? Yoksa, böyle bir şiir yazabilmek için bütün hayatını sıkıntı, mutsuzluk ve çaresizlik duyguları içerisinde geçirip, kütüphanede çalışıp, adına yaşam denen zamanın çarçabuk geçip gitmesini beklemesi mi gerekiyordu? Herkes oturmuş o uzun kaydırağa, mutluluğa doğru uçarken, Larkin yüksek pencerede!

25 Mart 2012 Pazar

Sahipsiz Anın Renkleri 1


                                      Zehirli soğuk bir çığlığın tohumusun
                                    sensiz kendime her acıyışımda büyüyen
                                           süresiz bir baş dönmesi gibi
                                        kendimi ben'liğimden alıp giden
                                         sahipsiz bir anda içime işleyen
                           sımsıcak bir kadının mavi dudaklarından dökülmüş
                                              sessiz ama süresiz
                                                    Kırmızılar...
               

20 Mart 2012 Salı

Uçurum Yalnızlığında.



Kim bu adam? Ne yapmak lazım bu kadar insanın düşmanı olmak için? Sayılamayacak kadar çok öykü fısıldıyor bizlere.

Adamın biri bir gün...
Sıradan bir günün sonunda bir uçurum yalnızlığında, varlığını umursamayan insanların onu asla sevemeyeceğini anlamış. Çaresizliğine sarılıp bu kadar çok insana aynı anda dokunabilecek tek kötülüğü yapmış: 'sadece 
gerçeği söyleyerek'.


12 Mart 2012 Pazartesi

İçimizdeki Hiçliğe Övgü



  Kalbin dolu ya da boş tarafı
 neresi daha önemli?
Nereyi daha çok görmek, hissetmek istiyorsunuz?
Doldurduğumuz taraf mı yoksa hiç dolduramadığımız mı?
Bana göre doldurduğumuz taraf,  acı ve hayal kırıklığı ile dolu
  sayısız kişiden çalınmış
                             gelişi güzel yaşanmış
binlerce anıya dair

boş tarafı ise
sadece 'umut'
vazgeçmediğimiz 'hayaller'
Bu yüzden o görmezden gelinen boş taraf, 
öteki dolu taraftan 
daha doludur her zaman
                                               Dolu taraf, ne kadar anlamlı ve güzel olursa olsun.




g.gülderen

8 Mart 2012 Perşembe

Babilin Kayıp Sözcükleri

Çok yakında Habil ve Kabil buralarda dolaşıyor olacak dünyanın bütün hikayelerinin başladığı yeri bir kez daha yazarak yaşamak için.