25 Haziran 2011 Cumartesi

-Üç kız kardeş oyunu üzerine-



‘Sessizliklerin en kesini susmak değil konuşmaktır.’ (Kierkegaard)


                               ‘Üç Kız Kardeşde’ Zamanın ve Umutsuzluğa çağrı. (saatin kırılma sahnesi)

          Işıksız bir yatak odası, sanki her şey yıllardır sabit kalmış. Her şey değişmemek adına zamana direniyormuş gibi. Başta ışığın yokluğu, gelen geceyle beraber karanlığın egemenliğine sürüklemiş odayı; ama sonrasında bütün odayı dışarıdan yansıyan ateşin kızıllığı, aydınlatmaya başlamış. Bu renkli aydınlık, odadaki camlardan içeri süzülmüş, oradan paravanla gizlenmiş yataklara doğru uzanmayı denemiş. Işık, odanın duvarlarına çarparak kendini yitirerek yayılmış. Odanın ortasındaki masaya ulaştığında kırmızının tonlarını farklılaşmış. Odanın bitimindeki kanepeye ulaştığında ise tamamen farklı bir hal almış. Bütün bu kırmızı renk karmaşası, özünde sadece dışarıdaki bir yangının habercisi. Dışarıdan kulaklarımıza itfaiyenin siren sesleri çalınıyor. İster istemez bir panik haline sürüklüyor bizleri.  Endişelerle dolup taşıyor içimiz.
        Odada gecelikli bir adam, tedirgin ve üzüntülü bir halde duruyor. Az önce ağlamış gibi bir hali var. Düşüncelere boğulmuş duruyor. Uyumak için giyinip kuşandığı pijamasının üzerinde, mesleki uzmanlığının bir ifadesi mevcut: Boynunda asılı, vücudunun hareketleriyle sallanıp duran bir stetoskop. Çok geçmiyor odaya iki asker ve bir kadın giriyor. Askerlerden biri üniformalı diğeri üniformasını terk etmiş, modaya uygun sivil bir kıyafete kavuşmuş. Kadınsa geceliğiyle. Odaya gelir gelmez yangından bahsetmeye başlıyorlar. Ama nasıl oluyorsa konuyu gene kendilerine getiriyorlar. Onları, bir araya getiren bu yangından çok kendilerinden bahsetmeye hevesli gibiler. Sivil kıyafetli asker Tuzenbah, şimdiden yangın sonrasında zarar görenlerin yararına vereceği konseri planlamış. Bu niyetinden bahsediyor diğerlerine. Sonrasında kız kardeşlerden birinin iyi piyano çaldığı dedikodusu alıp götürüyor muhabbeti. Bir yangının eşiğinde, umursamaz biçimde yıllar süre gelen anlamsız alışkanlıklarını tekrar ediyorlar. Muhabbet sürüp gidiyor birbirlerine yalan söylemekte ısrarcılar. Devamlı hiç gerçekleştiremeyecekleri planlarından bahsediyorlar. Onların muhabbetinin arka planında  Doktor Çebutkin, yalnızlığını oylamak için elini masanın üzerindeki porselen saate uzatıyor;  Uzun uzun eline almış olduğu saate bakıyor. Evirip çeviriyor bir saatte görebileceğinden fazlasını arıyor. Ve diğerlerinin anlamsız muhabbetleri sürüp giderken saat, doktorun ellerinden kayıp gidiyor. Tuzla buz oluyor. Ardından bir haykırış. Ve sessizlik geliyor. Bu eylem bütün karakterleri dekorlardan yoksun bırakıyor. Her şey anlamını yitiriyor. Karl jaspers gibi her türlü varlıkbilimden umudunu kesmiş bir halde söylemek gerekirse: ‘ Görünüşlerin ölümcül oyununu aşkınlaştıracak hiçbir şeye varamayacağımızı bilir. Düşüncenin sonunu başarısızlık olduğunu bilir: Bize tarihin sunduğu tinsel serüvenler üzerinde durur, her öğretinin çatlak yanını her şeyi kurtarmış olan yanılsamayı hiçbir şey saklamamış ögütlemeyi gözler önüne serer. Bilme olanaksızlığının kesinlik kazandığı, hiçliğin tek gerçek, çaresiz umutsuzluğun biricik tutum olarak göründüğü bu alt üst olmuş dünyada…’* 

       Saatin kırılma deneyimi, bütün tutarsızlıkların dışa vurulduğu bir kargaşayı başlatır.  Sessizlik sona erip karakterler tekrar konuşmaya başladıklarında, ilk defa kendi gerçekliklerinin anlamsızlığını kavramış, yalan söylemeyi bırakmaya başlamıştırlar. O anın içinde yaşamak istediklerinden ne kadar uzak olduklarını anlamıştırlar. Ve bu karakterler de ciddi bir anlamsızlık, boşluklarla dolu bir delilik halini belirgin kılmıştır. Artık Sisofos’un kayaları,  taşıdıktan sonra elinden yitip gitmesinin anlamsızlığını anlama ve bu arayışın tekrarını bırakma anıdır. Albert Camus’un söylediği gibi ‘ Usdışı, insanın özlemi ve bunların baş başa verişinden doğan uyumsuz, işte zorunlu olarak bir yaşamın erişebileceği tüm mantıkla sonuçlanması gereken dramın üç kahramanı.’**


*Albert Camus- Sisifos Söyleni s.34
** a.g.e  s.36


günberk gülderen



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder